15 Mayıs 2010, 20:00 konseri için çıktı yola seyyahlar ODTÜ KKM salonundaki konser için. Kimi uzun trafikleri yararak şehrin her bir yönünden, kimi diğer şehirlerden. Kimi heyecanla sololarını hazırladı, kimi ince ince nakış gibi bu konseri kurguladı. Kimi yönetti, besteledi, çaldı ama sürpriz sunuculuğa yüreği titreyerek çalıştı. Kimi çocuklarının güzel kıyafetleriyle ve özenleriyle hazırladıkları şöleni, gözleri ıslanarak, boğazları düğümlenerek izledi... kimi ise koltukları kabararak; işte bu biziz diyerek.
Bu seyyahlar belki sadece o akşam için çıkmıştı yola, takmadan yakın iki mekandaki büyük bahar şenlik konserlerini ünlü şarkıcılarıyla. Kimi Serdar Ortaç’ı kimiyse Nazan Öncel’i elemişti gelmek için buraya. Biliyorlardı ki, bir seyyah vardı ki... aslında yüzyıllar ötesinden oluşturmuş bir geleneği içinde bir hüzün bir sevinçle; nağmelerde bir firkat ve bir ayrılıkla. O seyyah yakalamıştı bu demi ve 43 yıldır peşindeydi bu kültürün, bazen de önüne geçerek geçmişten aldıklarının. Ve belli ki daha gidecek çok yolu var.
Azdık, özdük biz bir aileydik o gece o salonda. Belki bir avuç idik bu güzel dinletiyi izeleyen, ama yüreğimizdeki beğeni ve gurur yansıyordu avuçlarımıza tam eser bittiği dem. Yani tam Sevgi Abla’ya göre bir alkış düzeni vardı son notanın tınısının sönmesini bekleyen.
Taa içimizden biriydi konseri sunan: Sevgili Özgen Gürbüz Hocamız (Abimiz). İlk cümleleri gurur ve teşekkür doluydu. 39 yıldır üyesi olduğu bu toplulukta şimdilik yapmadığı tek iş olan sunuculuğu yapmaktan dolayı. Belli ki kesmemişti onun hep artan müzik hevesi, bilgisi ve eserleri ki; yalın ve içten duygularıyla özenerek sunuyordu her eseri; açıklayarak özelliklerini öğreterek bizlere.
Alıştığımız bir Hicaz Faslı’ndan farklıydı ilk bölüm bazı eserlerini hep bilsek de. Koronun içinden iki genç fidan, iki güzel fidan yerlerinden fırlayarak iki eseri seslendirdi. Biri bir Divan idi pek duyulmadık: Dün gece ye’s ile kendimden geçtim. Güzel solistimiz Mutlu öyle yumuşak ve özenle okudu ki, alkışlayamadık o faslın bütünlüğü içinde hele ilk kez kadın sesinden dinlediğim gazel bölümüyle. Diğer güzel solistimizi çoğunuz bilirsiniz zaten namı diğer NevŞAH, Nevin Şahin. O da Kalenderi bir eser seslendirdi Sultan II.Mahmut’a ait: Ebrulerinin zahmı nihandır ciğerimde. Sizler de parlayan yıldızlarsınız bizim yüreğimizde. Fasıl bitince öyle coşkuyla alkışladık ki her birini koronun, her birini çalanların her birini sunanların ve yönetenlerin ve Coşkun Şef’in inceliğiyle çağırdığı güzel solistlerimizi... doyasıya.
İkinci bölüm Özgen Abimizin kısa açıklamalarıyla adeta bir form demetiydi musikimizden: Kar-ı Nev, Yürük Semai, Şarkı, Fantezi, Azeri, Zeybek, Kanto, Köçekçe. Her biri özenle seçilmiş bu repertuar usta bestekarları da anmamızı sağladı. Biri hariç hepsi Hakkın rahmetine kavuşmuş, Özgen Gürbüz Abimizin esprisiydi bu kendi bestesini sunarken.
Sazların sohbetiyle başlamıştı bu bölüm, ve TRT sanatçılarının yanında iki kıymetli abimiz her zaman olduğu gibi yerlerini almıştı: Süleyman Abi ve Bekir Abi. Yanlarında ise pırıl pırıl ve kararlı gençler: Kanun’da Saner, Keman’da Volkan ve vurmalı sazlarda Koray. Bizim ocağımızın yetiştirdiği çocuklardı hepsi de ve gurur duyuyorduk onların bu güzel temsiliyle.
İlk Rast eserden sonra kanun taksimini sevgili Saner yaptı: Bu çocuk öyle alıştı ki eline metalleri takıp kanunun telleriyle cambazlık yapmaya; yakında elektrik mühendisi olduğunda elektrik telleriyle de bunu deneyecek diye korkuyorum (!)
‘Niçin terkeyleyip gittin’ derken ilk solistimiz o sevimli ve güleç yüzyle tanıdığımız sevgili İrem, Hacı Arif’e saygıyı yansıtıyordu eserle bütünleşerek. Bir Fantezi eserde ise en gençlerden Sevgili Anıl Sami ‘Bir gün bana geleceksin yıllardan sonra’ derken öyle yumuşak ve kararlı bir edayla diyordu ki; kız olsam aşık olurdum.
Bizim Derin Grup neredeyse tam kadro oradaydı hocamız sevgili İlker Abi ile. Çıkışta konuşamadık ama sanırım hepimiz imrendik bu eserlere, performanslara ama bir o kadar da umutlandık nasıl olsa bu gençler de gelecek mezunlar arasına istemeseler de geçecek olan zamanın yelleriyle.
Benim ilk kez tanıdığım ikinci İrem ise öyle bir solist edasıyla okudu ki eserini Özgen Abi de diğer solistlerle birlikte adeta radyo sanatçıları konserinde gibiyim deyiverdi. Nihavend bir eser desem, Coşkun Şef desem, olmazsa olmaz desem anlaşılır elbet: Avni Anıl bestesi: ‘Bir kerre bakanlar unutur derdi günahı’, olsaydı aramızda eminim o da unuturdu herşeyi ve dans ederdi keyifle yükseklere bakarak.
‘Bir ilkbahar sabahı güneşle uyandın mı hiç?’. O gün hava biraz pusluydu biraz kapalıydı ama sevgili Burak Bican bize güneşi getirdi gece vaktinde ayışığını iterek. Erdoğan Berker’i de yad ettik. Hep isminin önüne Y.Müh yazılmasını istermiş; Dr yazılır da niye bu yazılmaz diyerek ve kabul ettirmiş TRT’de uğraşarak. Meslektaşımız ne de olsa.
Koray davulu eline aldı ve sesini yükseltmeden çınlattı tokmağını ve bir zeybek belirdi perdenin arkasından; genç vakur ağır ağır oynadı Sarı Zeybek eşiliğinde ve ağır ağır gitti salondan eser bitiminde alkışlar arasından. Kardeş topluluk THBT’nin genç zeybeğine selam olsun.
Özgen Abi kendi deyimiyle tüm marifetlerini sergiliyordu bu gece, şimdi ondan iki güzel eser dinlemeye gelmişti sıra: Sazendeler çaldı birinde Zekai Dede’den bir beste formu için: ‘Bin cefa görsem ey sanem senden’. Ve sonra çalabildiğini de göstermek için lavtasını aldı ve ilk bestesini seslendirdi: ‘Güzel gözlüm şirin sözlüm sevdim ah seni’. Biz de seni sevdik Özgen Abi.
Coşkuyla iki eser daha söyledi koromuz en sonda: İlkinde eski Ramazan eğlencelerini hatırladık TRT’nin tek kanal olduğu yıllardan esinti getiren birini: Nurhan Damcıoğlu’nu. Kanto denince bu işin sultanını. İkinci eser ise Köçekçe idi: Benliyi aldım kaçaktan.
Dönem sonu konserlerde tek meyve bu konserde söylenen eserler olmuyordu. Topluluk da yeni meyveler veriyordu mezunlar arasına ve bu genç mezunlarımıza plaketlerini vermek üzere hep aramızda olan Yusuf Abi’nin yerine onun vekili olarak MYK-Mezunlar Yürütme Kurulu Başkanı arkadaşım Hakan Kural ve Coşkun şefimizle birlikte Özgen Abi verdiler. Tabii onlardan 40 yıl sonra da burada olma sözünü alarak. Aramıza hoşgeldiniz; İsmail Tanıl, Banu Çiçek Sert, Aylin Acun, Burcu Dede, Burcu Tahmaz, Melike Davaslı. Bu törendeki üç erkek de katılınca koroya az olan erkek üyelere daha bir güven geldi son bis eseri söylerken.
İyi ki varsın Coşkun şef, iyi ki varsın Özgen Abi, siz genç yürekler, çalan söyleyen dostlar, destekleyen herkes. İyi ki varsınız. İYİ Kİ VARIZ.
Bir güzel eserin güftesinden uyarlamayla bitirelim bu bitmez, tükenmez geceyi isterseniz:
ESKİMEYEN DOSTLAR
Kim demiş unutulur diye !
Eski Dostlar... Eski Dostlar...
Hep haberdar, hep beraber
Eski Dostlar... Eski Dostlar...
Eski yeni hep bir gibi.
Rüyaları gerçek eden bizler gibi.
Gönüllerde vefayı gizler gibi.
Eski Dostlar... Eski Dostlar...
Not: Bu yazıdaki teknik ve tarihi bilgiler Özgen Gürbüz Abimizin sunumundaki sözlerinden kopyalanmıştır.
Mustafa TUYGUN, EE89