OCAK 2010
 
GAZİANTEP BULUŞMASI

Reşat Önal

 

Sevgili Hakan’ın ısrarlarına dayanamayarak, bilgisayarın başına geçtim ve başladım yazmaya.

Dediler ki, Gaziantep Buluşmamızla ilgili bir şeyler yazmalısın. Ben de zaten öyle yapacaktım.

İlk kez, 29 Ekim de buluşulmasının burukluğu ile başladık 28 Ekim 2009 Perşembe gününe. Hep alışmıştık, 30 Ağustos toplantılarına. Hep alışmıştık sıcak günlerde, yazın son demlerini yaşayarak, ayaklarımızda şortlarla, yaka bağır açık, tam da Hocamızın hayallerine uygun toplanmaya. Fakat bu kez, havalar soğuk, şakır şakır yağmur yağıyor. Sanki yağmur bugünü beklemiş gibi. Otele kapanacağız diye bir korku kapladı içimi. Bir de Sayın Başbakanımızın ısrarlı takibi sonucu, kapalı alanlarda arkadaşlar sigara içemiyorlar. Gerçi, tavan arasında kendimize uygun bir salon ayarladık. Kapıya da bir nöbetçi koyduk. Hani basılırsak hep birlikte yemin billah edeceğiz. Hava sisli, bu dumanlar oradandır, yoksa biz hiç sigara içermiyiz diyeceğiz. Kendi yok Allahı var, fenada etmiyor hani.

Fakat arkadaşlar, herhalde Antep’te toplanılacağını duyduklarından beri pek bir şey yememişler ki, gelir gelmez, Antep sokaklarına dağıldılar. Nerede Kahke güzel yapılır, hangi Katmerci kaymağı fazla koyuyor, Baklava Koçaktan mı alınır, yoksa Çağdaş’ın kuru baklavası daha mı iyidir. Beyran içeniniz var mı diye kendilerini telef etmeye başladılar.

Dedik ki, Perşembe öğleden sonra Zeugma Müzesine gidilecek. Sağolsun arkadaşlar, yağmur çamur demediler döküldüler yollara. Çarşı Pazar diyerek, müzeyi de gezdiler ve geldiler. Allahtan Otel bize ayak uydurdu da akşam arkadaşları Antep Izgaraları ile telef etmeye başladılar.

Cahit Ağabey, sağolsun, Kemanı ile yatıp kalktığından, kahvaltıdan beri çalmaktan yorulmadı. Kuraksamış herhalde. Yılların hevesi hiç eksilmemiş. Çaldı da çaldı. Çaldı da çaldı. Biz ihtiyarları bıraktı, gençlerle başladı, gençler yoruldu, biz ihtiyarlarla devam etti, sabaha karşı saat 3 müydü neydi bilemiyorum, otel çalışanlarının sert bakışları, anlamlı göz süzmelerinden yatma vaktinin geldiğini anladık.

Ertesi gün Cuma, sabah kahvaltıdan sonra günün programı gereği döküldük yollara. O gece konserimiz var diye fazla yorulmamaya karar verdik. Kaleyi gezdik, Emine Göğüş Mutfak Müzesini gezdik. Mardin Şarabı eşliğinde Cam Müzesini gezdik. Sonrada bir Antep Klasiği olarak Çağdaş’ta yemek yedik. Öğleden sonra da bazı arkadaşlar Antep esnafı ile haşır neşir olmaya gittiler. Bazı arkadaşlar da Otel de provalara başladık. Akşama Acemkürdi ve Suzinak yapacaktık. Hangi şarkıları geçeceğimiz, solistler neler okuyacaklar, sazlar nasıl oturacak gibi etkinliklerden sonra Konser saatimiz geldi.

Efsanevi Başkanımızın anlamlı ve derin konuşmasına müteakip, Hakan arkadaşımızın ortalığı yumuşatan ucundan, kıyısından bizlere dokundurduğu konuşmasından sonra konserimizi de başarı ile tamamladık. Antep Musiki Cemiyetinin ileri gelenleri de Konserimiz hakkında çok güzel şeyler söylediler. Özellikle, bu kadar uyumla çalıp söylememiz, şayanı hayretmiş. Garibim ne bilsin ki biz yaklaşık 40 yıldır çalıp dururuz. Bu geceyi Antep Musiki Cemiyetinden bir arkadaşımızın anlattığı fıkra ile tamamladık. Kendisi Ünlü Fıkracı, Dekan’lıktan emekli ve sevgili Asude’nin kıymetli Eşi Muhammet Eltez’in Antep şubesidir.

Adam, meyhanede oturmuş içiyormuş. Meyhanenin kadrolu faresi de masaya yaklaşıp beyaz peynirden tırtıklıyormuş. Adam biraz çakırkeyif olunca, fareye seslenmiş. “Oradan peynir çalıp durma, adam gibi gel otur. Birlikte yiyelim, içelim. İki de muhabbet ederiz” demiş. Fare de bunu beklediğinden, çekmiş sandalyeyi oturmuş, başlamışlar atıp tutmaya. Vakit gece yarısını bulunca, adam kalkmış. Kanka olduğu Fareyi de omzuna oturtmuş, eve doğru yalpalaya yalpalaya yürümeye başlamışlar. Mahalleye gelince, bu kabil fıkralarda olduğu gibi, adam nara atıp etrafa gülücükler saçmaya başlamış. Doğal olarak da gecenin bu saati, uyku tutmamış bir mahalle sakini pencereden uzanmış. “Ne bağırıyon lan, gelirsem dağıtırım seni” diye efelenmiş. Bizim adam da altta kalır mı? “Kabadayı isen aşağı gel laaan” demiş. Bizim farede adamın omzunda ya. Arka sağlam. O da bağırmış. “Kedini de al gel laaan.”

Cumartesi Sabahı Tur’cunun ayarladığı 2 adet otobüs ile Urfa’ya doğru yola çıktık. Diğer otobüste Kemani Cahit Ağabey ve Saz Arkadaşları çalıp söyleyerek ve bizim otobüsün yanından geçip bize gıcık vererek giderlerken, biz de Muhammet’in Laz fıkraları ile idare ettik. Hava yağışlı. Yağmur yağdı yağacak. Dini bütün arkadaşlar yağmur yağmaması için duaya başladılar. Dualar eşliğinde bizi Rumkale ve Halfeti’ye doğru gezdirecek Gemiye altlı üstlü doluştuk. Doğal olarak Cahit Ağabey’de Kemanı ile daldı engin sulara. Allahtan arkadaşların duaları da işe yaradı. Yağmur epey nazlandı yağmamak için.

Öğlen vakti, ver elini Urfa. Açık hava, gemi ile gezinti derken, arkadaşlar bayağı acıktılar. Hani kimisi Ankara’dan, İzmir’den, İstanbul’dan aç geldiler ya, doyurmak bayağı problem olmaya başlamıştı.

Cevahir Konuk Evi’ni anlatmaya benim kelime haznem yetmeyecek. Yani Cevahir Konuk Evi görülmez, ancak yaşanır misali. Eski bir konağı Konuk Evi olarak restore etmişler. Bizim gibi gariban turistlere hizmet veriyor. Tur’u düzenleyen Tur’cu, ilk görüşmemize göre akşam programı içine Sıra Gecesi ayarlamıştı. Gece kalma işinden vazgeçilince, ayrıca bizim de Musikişinas bir topluluk olduğumuzu bildiğinden, Sıra Gecesi yerine, kısa bir programla Sıra Gündüzü ayarlamış. Konuk evinin mahzen bölümü ince uzun bir mekân. Yerlere minderler atmışlar. Ortaya da yaklaşık 20 cm yükseklikte bir yer sofrası hazırlanmış. Bağdaşları kurduk ve oturduk. Ayranlar, salatalar ve kebaplar eşliğinde Saz Heyeti yerini aldı. Ortada bizim anladığımız anlamda bir Şef, onların anladığı şekliyle Usta, O’nun sağında solunda bir Keman, Bir Kanun, Bağlama ve Ritim Saz. Davul eşliğinde, başladılar Urfa Türkülerine. Aman Allah’ım, ortalık yıkılıyor. Sazlar volümü en üst seviyeden çalıyor. Davul aramızda vur ha vur. Topluluğumuz en ciddi üyeleri, hatta Efsanevi Başkanımız Yusuf ve Kıymetli Eşi Nilüfer de dahil olmak üzere, kimsede kurt da kalmadı, hal de. Gençler ise başka bir âlem. Döktüren döktürene. Bunları da ileride lazım olur diye belgeledik. Yemek için ayrılan 45 dakika oldu size 2 saat. Kimsede Göl filan gezecek hal kalmadı. Ben yılda birkaç kez Urfa’ya giderim. Balıklı Göl’e gider, balıklara biraz yem atar, küçük çocukların Urfa Aksanı İngilizceleri ile tarihi bilgiler alır, kafamıza da birer Puşu bağlar dönerdik. Dönerken de “Ne var bu Urfa’da sanki” diye Hanımın konferansını dinlerdik. Meğer Urfa başka bir âlemmiş, bizim bilmediğimiz, de bizim haberimiz yokmuş.

O Akşam, Sahan’da akşam yemeği yenecek. Lokanta 1 ay öncesinden hazır. Bize bir bölüm ayırmışlar. 3 günün yorgunluğundan mıdır nedir, Ayıntab yemeklerine alışkın olmayan dışarılıklı arkadaşların Tuvaletlerin kapısında nöbet tutmaları dışında pek kayda değer bir etkinlik olmadı. Kıymetli Şefimiz Coşkun’un kıymetli Eşinin solosu dışında demek daha doğru olur. Biraz daha çaldık, söyledik ve kendimizi Otel’e zor attık.

Ertesi gün Pazar ve dağıtım başladı. Hocamızı İstanbul’a uğurladık, diğer arkadaşlarda kendi imkânları ile eve dönüş yolunu tuttular.

Anılarımızda da, bol yağmurlu, bol yemekli, bol Baklavalı ve bol Müzikli bir Gaziantep Buluşması olarak yerini aldı bu 3 günlük beraberliğimiz.

Darısı nice 29 Ekim veya 30 Ağustos’lara.

Reşat Önal
2009 Gaziantep Buluşması Sorumlusu

 

 

 


 
Diğer Yazılar :
 
Ocak 2010 Reşat Önal Gaziantep Buluşması
     
Nisan 2009 İlker günçer , E.E 1969 DAHA İLERİYE
     
Mart 2009 Canan Toker ESKİ GÜNLER
     
Ocak 2009 Rıdvan Uğurlu, EE/79 Topluluğumuz ve İnternet Sitemiz
     
Ekim 2008 Fatin YÜCEL, EE-73 Bergama Keyfi...
     
Ağustos 2008 İsmail TANIL "TRT - AKŞAM SEFASI"
     
Temmuz 2008 Yusuf Ata ARIAK - Saner ESMER Yıkmasına yıkılamaz, hiç olmazsa değeri öğrenilsin
     
Haziran 2008 Yusuf Ata ARIAK Avni Anıl hocamızın vefatı
     
Nisan 2008 Mustafa TUYGUN, EE89 NEYDİ O AKŞAM ....
     
Mart 2008 Erol Gürel , Man'79 BİR ODA BİR SALON BARAKA
     
Şubat 2008 Çetin Atatunç Altmışlı yıllarda topluluk " Sol-Fa-Sol"
     
Ocak 2008 Ç.Hakan Kural, EE'90 BİRİNCİ 40 YIL…
     
Kasım 2007 Saner Esmer ODTU KTMT'nin Bugünü
     
Ekim 2007 Nuhkan Berberoğlu Kuruluş Öyküsü