ODTÜ Türk Müziği Topluluğunun
1967 yılında faaliyete başlamasından sonra benim
toplulukla tanışmam, 1968 yılında Elektrik Bölümündeki
çalışmalarımız sırasında Recep (Görür) ile İlker'in
(Günçer) konudan bahsetmeleri ve benim katılmam
yönündeki telkinleri sonucu olmuştur. Topluluk
çalışmalarını şu anda Endüstri Mühendisliği
Bölümünün bulunduğu yerde bir barakada sürdürüyordu.
O zamanlar Cumartesi günleri mesai öğleye kadar
sürdüğünden koro çalışmaları Pazar günleri yapılıyordu.
Çalışmalara ilk katıldığım gün Toplululuk Korosunu
yöneten Erol Sayan Hocamızla tanıştım. Türk
Müziği konusunda genel bilgiler veriyor, solfej
çalışmaları yaptırıyor daha sonra da şarkılar
üzerinde çalışılıyordu. Hocamızın konuya verdiği
ciddiyet beni ilk günden etkilemişti. Sıkı bir
disiplin içerisinde yürütülen çalışmalarda benim
gibi yeni başlayanlar için öğrenilecek çok şey
olduğu anlaşılıyordu.
Baraka kışın soba ile ısıtılıyordu. Günün
her saatinde barakada bir veya bir kaç kişiden
oluşan nöbetçi öğrenciler bulunurdu. Bu kişiler
topluluk mekanını temiz ve derli toplu bir halde
tutarlardı. Her zaman çay içmek mümkündü. Topluluk
üyelerinin hemen hemen hepsi ders saatleri dışındaki
zamanlarını bu barakada geçirirdi. Burada çoğu
zaman koroda öğrenilen şarkılar tekrarlanır,
enstüman çalışmaları yapılır, başka bir köşede
ise ders çalışılır, ödevler yapılır veya sohbet
edilirdi. Ben de hemen hemen her gün öğle saatlerinde
barakaya gider ve çalışmalara katılırdım.
Erol Sayan Hocamızın Pazar günlerindeki koro
çalışmalarına ilave olarak, topluluktaki çalışmalarda
etkili olan üç kişi vardı: Udu ile İlker Günçer,
kemanı ile Cahit Baylav ve kanunu ile Nuhkan
Berberoğlu. Bu arkadaşlar 1967 yılında Türk
Müziği Topluluğunu kurmuşlar ve İlker ilk başkan
olarak seçilmişti. Öğrenci olmalarına rağmen
hemen hemen her şarkıyı bilir, enstrümanlarını
büyük bir ustalıkla icra ederler ve diğer üyelere
her konuda yol gösterirlerdi. Bir anlamda Hocamızın
asistanı gibiydiler. Şarkı notalarını veya saz
eserlerinin notalarını elde etmek şimdiki gibi
kolay değildi. Bilgisayar ve internet yoktu.
Fotokopi makinaları yeni yeni kullanılmaya başlanmıştı
ama yaygın değildi. Notalar Hocamızın verdiği
örnekten elle yazılarak ozalit veya ditto denilen
ispirtolu özel kağıtlardan çoğaltılırdı. Nota
yazılım işini bu üç arkadaş veya onların sırayla
rica ettikleri öğrenciler üstlenirdi. Cahit
bir çok peşrev ve saz semaisini kendi el yazıyla
bir defterde toplamıştı. Yazılımı düzgün ve
okunması kolay bu defter enstrüman öğrenmeye
başlayanlar için bulunmaz bir fırsattı. Yeni
başlayanlara bu defterden bir parça gösterilir,
kişinin çalışması bu üç arkadaş tarafından denetlenir,
eksiklikleri ve hataları düzeltilirdi. Ben de
dahil bir çok kişi bu süreçten geçerek kendimizi
geliştirmek fırsatını elde ettik. Cahit bu defteri
1971 yılında topluluğa hediye etti. "Kara
Kaplı Defter" adıyla anılan bu defter uzun
yıllar nice kişinin yetişmesinde birinci dereceden
rol oynamıştır. Daha sonraları Fatin Yücel ve
Reşat Önal da çalışmalara katkıda bulunmaya
başladılar. Fatin aynı zamanda Türk Halk Bilimleri
Topluluğunu da yönetiyordu. Fatin bu iki topluluğu
kardeş topluluk ilan etmişti ve böylece iki
topluluk üyeleri arasında güzel bir bir dayanışma
başlamıştı. Şimdi bu iki topluluk binalarının
yan yana ve benzer görünüşte yapılmalarının,
o zamanlarda başlatılan birlikteliğin bir sembolü
olarak bu gün de yaşatılması anlamında çok isabetli
olduğunu düşünüyorum.
Erol Sayan Hocamız topluluk korosundan her
zaman sitayişle bahseder, şarkıların çok kısa
zamanda öğrenildiğinden ve doğru olarak okunduğundan
duyduğu mutluluğu ifade ederdi. Bu memnuniyetini
Ankara Radyosundaki (TRT) sanatçılarına da bahsetmiş
olsa ki, arada sırada barakadaki topluluk çalışmalarına
bu sanatçılar da gelirlerdi. Hatırlayabildiğim
kadarı ile gelenler arasında İsmail Baha Sürelsan,
Meral Uğurlu, Emel Sayın, Taner Şener, Çetin
Çeki gibi zamanın tanınmış sanatçıları da vardı.
Konserlerimize sazlara yardımcı olarak, TRT
sanatçılarından İsmail Akdeniz viyolenseli,
Yılmaz Pakalınlar tamburu, Yılmaz Yüksel udu,
Mahmut Ekrem Vural neyi, ve Erol Hocamızın kardeşi
Necip Sayan da ritim sazı ile sürekli katılanlar
arasındaydılar. Erol Hocamız da soloların söylendiği
ikinci bölümde çoğu zaman tanburu ile bizlere
destek olurdu.
Ben 1974 yılında Gaziantep'de açılan ODTÜ
Mühendislik Fakültesinin Elektrik-Elektronik
Mühendisliği Bölümünü kurmak üzere görevlendirildim.
Gaziantep'te 1974-1978 yılları arasındaki görevim
sırasında ODTÜ öğrencileri ve çalışanlarından
oluşan küçük bir koro kurduk. O zamanlar Gaziantep
Türk Sanat Müziğinin ilgiyle izlendiği ve bir
çok ünlü kişinin yetiştiği bir kentimizdi. Bizim
koromuz da yakın ilgi gördü ve koromuza şehirden
katılanlar oldu. Koromuzu şehrin tanınmış simalarından
Cemil Özbal yönetiyordu. Fatin Yücel'in de Gaziantep
Kampüsü Elektrik-Elektronik Mühendisliği Bölümüne
öğretim görevlisi olarak atanmasıyla koromuz
güç kazandı. Her yıl bir konser veriyorduk.
Zamanla koro büyüdü ve ben 1978 de ayrıldıktan
sonra, koronun diğer kentlere de giderek konserler
verdiğini duydum.
1978 yılında ODTÜ Ankara Kampüsüne döndüğümde
Üniversite öğrenci olayları nedeniyle karışıktı.
Uzun süreli boykotlar yaşanıyordu. Erol Sayan
İstanbul Radyosuna atanmıştı. İlker Gölcük'te
görevlendirilmişti. Cahit ve Nuhkan'dan haber
alınamıyordu. Barakanın önündeki sararmış yaprakların
soğuk sonbahar rüzgarında uçuştuğu gibi, mezun
olan öğrencilerin hepsi de bir yerlere savrulmuştu.
Anlaşılan topluluk tarihinde bir sayfa kapanmıştı.
Her batan güneşin ardından yeni bir günün
doğuşu gibi, Üniversitenin zaman zaman değişen
mekanlarında Türk Sanat Müziği Topluluğu çalışmalarına
devam ediyordu. Özgen Gürbüz, Tahir Aydoğdu,
Sabri Diker, Nedim Erturan, Bekir Güven gibi
yetenekler yeni bir sayfa açmışlardı bile. TRT'nin
değerli sanatçılarından Gültekin Aydoğdu ve
Zekai Tunca'nın da özverili katkıları ile koro
çalışmalarına devam etti. Özgen Gürbüz ve Tahir
Aydoğdu TRT sınavlarını kazanarak profesyonellik
seviyelerine ulaştılar. Tahir Aydoğdu'nun bitmek
tükenmek bilmeyen çabaları sonucu Türk Sanat
Müziği Üniversitemizde kredili ders olarak kabul
edildi. Böylece 1967 de atılan temeller üzerinde
ve uygulanan prensipler doğrultusunda kapanan
her sayfanın ardından yeni bir sayfanın açılacağı
ve topluluğun aynı anlayış ve heyecanla çalışmalarına
devam edeceği anlaşılıyordu.