|
1972 yılında O.D.T.Ü. Hazırlık Okulu'nda okurken,
bir gün sınıf arkadaşım Gönül Ertem
" Gel bu Pazar günü seni Türk Müziği Topluluğu'nun
çalışmasına götüreyim." dedi. Klasik Türk
Müziği'ne hiç ilgi duymuyordum ama Gönül Topluluğu
o kadar güzel anlattı ki, düştüm peşine, yeni
bir çevreye girmenin verdiği çekingenlikle çalışmaya
gittim. Bir oda, bir salondan oluşan küçük bir
baraka; içeride sohbet eden, şakalaşan, bir yandan
da biraz sonra başlayacak çalışma için koşuşturan,
hepsi son derece sempatik Topluluk üyeleri; ustalar
tarafından çalınan ya da akortlanan, acemiler
tarafından denenen sazlardan gelen ve büyüleyici
bir çekicilikle birbirine karışan sesler vb… Çok
güzel bir ortam, etkilenmemek mümkün değil. Sonra
Erol Sayan geldi. O büyük bestekarı ilk defa canlı
olarak gördüm, hatta el sıkıştım, inanılmaz bir
olay. Çalışma başladı, hiç duymadığım, çok ağır
şarkıları defalarca tekrarlayarak söylediler.
Daha önce bu tür şarkıları dinlemeye tahammül
edemezdim ama burada büyük bir zevkle dinledim.
Çalışma bittiğinde uzatılan üyelik formunu gözü
kapalı doldurup , imzaladım. Artık O.D.T.Ü. Türk
Müziği Topluluğu'nun bir üyesiydim. İzleyen haftalarda,
aylarda ve yıllarda, mezun olana dek hiç aksatmadan
Topluluğa devam ettim. Bu sayede çok güzel bir
öğrencilik hayatı geçirdim.
"Gönlüm Heves-i Zülf-i Siyeh-kare Düşürdüm".
İlk tanıştığım eserlerden biriydi Zekai Dede'nin
bu Hisar-Buselik Yürük Semaisi. Ne zorlanmıştım
öğrenirken.. Zaman içinde, nazariyat eğitimiyle
birlikte, söyleye söyleye en ağır eserleri geçebilir
hale geldim. Uğraştıkça, içine girdikçe değerlerini
daha iyi anlıyor insan bu eserlerin. Lezzetini
alıyor, sonra hep dinlemek, söylemek, repertuarını
artırmak istiyor. Hiç vazgeçemiyor. Kurtuluşu
olmayan bir güzel tiryakilik gibi. Biz hepimiz
O.D.T.Ü. Türk Müziği Topluluğu'nda alıştık buna
Benim Topluluğa fiilen üye olduğum 1970' li yıllar,
bilindiği gibi, Türkiye'de siyasal kutuplaşma
ve çatışmaların en dorukta yaşandığı, gençliğin
en politize olduğu yıllardı. Üniversitemiz de
gerek öğrencileri, gerek se öğretim üyeleriyle
daha aydınlık bir Türkiye için üzerine düşeni
fazlasıyla yaptı. Bizler Türk Müziği Topluluğu'nda
yukarıda anlattığım güzellikleri yaşarken O.D.T.Ü'
lü olmanın bilinç ve sorumluluğunu da sonuna kadar
taşıdık. Adı üstünde, O.D.T.Ü Türk Müziği Topluluğu'nun
üyeleriydik.
Bir anı; 1970' li yıllarda Okulumuzda 6 ay,
9 ay gibi uzun süreli boykotlar yaşadık. 9 aylık
boykot bitip de Okula döndüğümüzde bir baktık
, barakamız yıkılmış; sazlarımız, belgelerimiz,
her şeyimiz kayıp. Bu arada Okulda eğitim, boykot
nedeniyle oluşan zaman kaybını telafi etmek amacıyla
kısa süreli dönemler halinde yapılmaya başlandı.
Tüm fakültelerde ders ve sınav yoğunluğu anormal
derecede fazla, öyle ki Okulun reviri, psikolojisi
bozulan öğrencilerle dolu. Ancak bu koşullara
rağmen , tüm üyeler bir araya geldik, Topluluğumuzu
yeniden canlandırmak için çalışmalara başladık.
Herkes işin bir ucundan tuttu. Rektörlüğün yeni
bir baraka tahsis etmesini sağladık. Sazlarımızı
ve belgelerimizi iz sürerek bulduk. Barakamızı
yaşanır, sazlarımızı çalınır hale getirdik. Gerekli
tüm organizasyonları yaparak yeniden çalışmalara
başladık. Arkadaşlarımızın tümünün o günlerdeki
çabalarını, fedakarlıklarını ve dayanışmasını
unutmak mümkün değil.
Bizler de öğrenciyken, tüm diğer dönemlerde olduğu
gibi, Topluluğumuzun havasını doya doya yaşadık.
Ders dışındaki neredeyse tüm zamanımız Toplulukta
geçerdi. Dersleri asıp Topluluğa gittiğimiz çok
oldu, ama hiç Topluluğu asıp derslere girmedik…
Toplulukta üye olduk, yönetici olduk, muhalefet
yaptık, yönetim için rekabete girdik, hedeflere
ulaşmak için çalıştık, eleştirdik, eleştirildik,
eleştirilerden ders aldık, birbirimizin nabzını
tutup asgari müştereklerde birleşerek Topluluğu
yaşatmaya gayret ettik, sevindik, üzüldük,eğlendik,
tartıştık, vs…Mezun olduktan sonra bunların tümünü
gerçek hayatta aynen yaşadık. Tabii, profesyonel
ortamlarda, daha sert ve acımasız bir şekilde…
Yani O.D.T.Ü. Türk Müziği Topluluğu bize müziğin
yanında gerçek yaşamı da öğretti. Gerçek yaşam
öncesi bir staj gibiydi sanki…
Ankara ve İzmir'de olduğu gibi İstanbul'da da,
Eski Topluluk Üyeleri birbirimizi bulduk. Disiplinli
bir koro kuramadıysak da, ağırlıklı olarak 1970'
lilerin katılımıyla mutlaka ayda bir İstanbul
O.D.T.Ü. Mezunları Derneği' nde toplanıyoruz.
Gelenek oldu bu. Bazılarımız buna ek olarak haftada
bir ya da düzensiz aralıklarla da bir araya geliyor.
Arkadaşlarımızla aramızdaki ilişkiler öğrenci
iken nasıldıysa bugün de aynı. Çünkü geçen yıllar
kimseyi değiştirmemiş. O gün coşkulu olan bugün
de coşkulu, o gün sakin olan bugün de sükunetini
koruyor, o gün filozof olan bugün de filozof,
o gün neşeli ve rahat olan bugün de aynı, o gün
patavatsız olan bugün de patavatsız, vb…Bir aradayken
bazen zaman kavramını kaybediyoruz, kendimizi
hala Toplulukta ve öğrenci zannediyoruz. Gün geçtikce
de birbirimize bağlılığımız artıyor. Tam Cevdet
Çağla'nın Kürdilihicazkar şarkısındaki "Yüreğim
Her Seferinden daha Sevdalı Bu Yaz / Ne çıkar
saçlarımın kırları artmışsa biraz…" durumu
var.
Topluluğumuzdan yetişen arkadaşların çoğu, Türk
Müziği ile ilişkisini bizler gibi amatörce ve
sıkı sıkıya sürdürüyor. Bazıları müziği meslek
olarak seçti, hayatını buradan kazanıyor. Özgen
Gürbüz, Tahir Aydoğdu ve Coşkun Açıkgöz beste,
saz ve sesleriyle Türkiye çapında ün kazandı.
Erol Memioğlu üst düzey yönetici olduğu Koç Holding
bünyesindeki kendisine bağlı kuruluşlardan Aygaz
ve Tüpraş'ta korolar kurdu, bunları maddi ve manevi
olarak destekliyor ve bir sürü yetenekli, genç
insanın Klasik Türk Müziğiyle ilgilenmesine olanak
sağlıyor. O.D.T.Ü. Türk Müziği Topluluğu'nun kendisi
sınırlarını aştı, öğrenci ve mezunlarıyla kocaman
bir yapı oldu ve büyük organizasyonları gerçekleştirebilecek
güce ulaştı… Başka hangi üniversite ya da kurumda
vardır en alttan başlayıp ta böylesine gelişme
gösteren ve üretken olan bir topluluk? Gurur duymamak
mümkün değil.
1982 Yılında arkadaşımız Haluk Naci Sürel (Gaffar)
ölmüştü. 2007 Yılının Kasım Ayında da Ercan Ağaçcıoğlu'nu
kaybettik. Sağlığına bile bile dikkat etmediği
için öldü. Ercan'ın cenazesine gittim, tabutuna
karşı ağzıma geleni söyledim. Lütfen herkes kendine
dikkat etsin, kimse böyle zamansız şekilde gereksiz
yerlere gitmesin. Daha yapacak çok şeyimiz var
O.D.T.Ü. Türk Müziği Topluluğu'nda.
Son sözler; 1972 Yılında Gönül beni varlığından
bile haberdar olmadığım O.D.T.Ü. Türk Müziği Topluluğu'nun
o "Bir Oda Bir Salon Baraka"sına götürdü
ve ben bir daha o Barakadan çıkamadım. Çıkanı
da görmedim. Müziği, hayatı ve arkadaşlığı orada
öğrendim. Bu güne kadar ne zaman canım sıkılsa,
moralim bozulsa; çalmak, söylemek, Topluluk üyesi
arkadaşlarımla bir araya gelmek, vb.. suretiyle
çözümü bir şekilde Baraka'da aradım. Hayatımın
bundan sonraki bölümü de böyle geçecek. Hiç kimse
benden farklı değil. Baksanıza, öğrenciler ve
mezunlar olarak ne kadar kalabalığız. "Bir
Oda Bir Salon Baraka" o zamanlar küçük gibi
görünüyordu. Meğer ne kadar büyükmüş, hepimizi
alıyor. Daha bir sürü de yer var yeniler için.
Sevgilerimle,
Erol Gürel
Man'79
|