MART 2008
 
BİR ODA BİR SALON BARAKA

Erol Gürel , Man'79

 

 

1972 yılında O.D.T.Ü. Hazırlık Okulu'nda okurken, bir gün sınıf arkadaşım Gönül Ertem
" Gel bu Pazar günü seni Türk Müziği Topluluğu'nun çalışmasına götüreyim." dedi. Klasik Türk Müziği'ne hiç ilgi duymuyordum ama Gönül Topluluğu o kadar güzel anlattı ki, düştüm peşine, yeni bir çevreye girmenin verdiği çekingenlikle çalışmaya gittim. Bir oda, bir salondan oluşan küçük bir baraka; içeride sohbet eden, şakalaşan, bir yandan da biraz sonra başlayacak çalışma için koşuşturan, hepsi son derece sempatik Topluluk üyeleri; ustalar tarafından çalınan ya da akortlanan, acemiler tarafından denenen sazlardan gelen ve büyüleyici bir çekicilikle birbirine karışan sesler vb… Çok güzel bir ortam, etkilenmemek mümkün değil. Sonra Erol Sayan geldi. O büyük bestekarı ilk defa canlı olarak gördüm, hatta el sıkıştım, inanılmaz bir olay. Çalışma başladı, hiç duymadığım, çok ağır şarkıları defalarca tekrarlayarak söylediler. Daha önce bu tür şarkıları dinlemeye tahammül edemezdim ama burada büyük bir zevkle dinledim. Çalışma bittiğinde uzatılan üyelik formunu gözü kapalı doldurup , imzaladım. Artık O.D.T.Ü. Türk Müziği Topluluğu'nun bir üyesiydim. İzleyen haftalarda, aylarda ve yıllarda, mezun olana dek hiç aksatmadan Topluluğa devam ettim. Bu sayede çok güzel bir öğrencilik hayatı geçirdim.

"Gönlüm Heves-i Zülf-i Siyeh-kare Düşürdüm". İlk tanıştığım eserlerden biriydi Zekai Dede'nin bu Hisar-Buselik Yürük Semaisi. Ne zorlanmıştım öğrenirken.. Zaman içinde, nazariyat eğitimiyle birlikte, söyleye söyleye en ağır eserleri geçebilir hale geldim. Uğraştıkça, içine girdikçe değerlerini daha iyi anlıyor insan bu eserlerin. Lezzetini alıyor, sonra hep dinlemek, söylemek, repertuarını artırmak istiyor. Hiç vazgeçemiyor. Kurtuluşu olmayan bir güzel tiryakilik gibi. Biz hepimiz O.D.T.Ü. Türk Müziği Topluluğu'nda alıştık buna

Benim Topluluğa fiilen üye olduğum 1970' li yıllar, bilindiği gibi, Türkiye'de siyasal kutuplaşma ve çatışmaların en dorukta yaşandığı, gençliğin en politize olduğu yıllardı. Üniversitemiz de gerek öğrencileri, gerek se öğretim üyeleriyle daha aydınlık bir Türkiye için üzerine düşeni fazlasıyla yaptı. Bizler Türk Müziği Topluluğu'nda yukarıda anlattığım güzellikleri yaşarken O.D.T.Ü' lü olmanın bilinç ve sorumluluğunu da sonuna kadar taşıdık. Adı üstünde, O.D.T.Ü Türk Müziği Topluluğu'nun üyeleriydik.

Bir anı; 1970' li yıllarda Okulumuzda 6 ay, 9 ay gibi uzun süreli boykotlar yaşadık. 9 aylık boykot bitip de Okula döndüğümüzde bir baktık , barakamız yıkılmış; sazlarımız, belgelerimiz, her şeyimiz kayıp. Bu arada Okulda eğitim, boykot nedeniyle oluşan zaman kaybını telafi etmek amacıyla kısa süreli dönemler halinde yapılmaya başlandı. Tüm fakültelerde ders ve sınav yoğunluğu anormal derecede fazla, öyle ki Okulun reviri, psikolojisi bozulan öğrencilerle dolu. Ancak bu koşullara rağmen , tüm üyeler bir araya geldik, Topluluğumuzu yeniden canlandırmak için çalışmalara başladık. Herkes işin bir ucundan tuttu. Rektörlüğün yeni bir baraka tahsis etmesini sağladık. Sazlarımızı ve belgelerimizi iz sürerek bulduk. Barakamızı yaşanır, sazlarımızı çalınır hale getirdik. Gerekli tüm organizasyonları yaparak yeniden çalışmalara başladık. Arkadaşlarımızın tümünün o günlerdeki çabalarını, fedakarlıklarını ve dayanışmasını unutmak mümkün değil.

Bizler de öğrenciyken, tüm diğer dönemlerde olduğu gibi, Topluluğumuzun havasını doya doya yaşadık. Ders dışındaki neredeyse tüm zamanımız Toplulukta geçerdi. Dersleri asıp Topluluğa gittiğimiz çok oldu, ama hiç Topluluğu asıp derslere girmedik…

Toplulukta üye olduk, yönetici olduk, muhalefet yaptık, yönetim için rekabete girdik, hedeflere ulaşmak için çalıştık, eleştirdik, eleştirildik, eleştirilerden ders aldık, birbirimizin nabzını tutup asgari müştereklerde birleşerek Topluluğu yaşatmaya gayret ettik, sevindik, üzüldük,eğlendik, tartıştık, vs…Mezun olduktan sonra bunların tümünü gerçek hayatta aynen yaşadık. Tabii, profesyonel ortamlarda, daha sert ve acımasız bir şekilde… Yani O.D.T.Ü. Türk Müziği Topluluğu bize müziğin yanında gerçek yaşamı da öğretti. Gerçek yaşam öncesi bir staj gibiydi sanki…

Ankara ve İzmir'de olduğu gibi İstanbul'da da, Eski Topluluk Üyeleri birbirimizi bulduk. Disiplinli bir koro kuramadıysak da, ağırlıklı olarak 1970' lilerin katılımıyla mutlaka ayda bir İstanbul O.D.T.Ü. Mezunları Derneği' nde toplanıyoruz. Gelenek oldu bu. Bazılarımız buna ek olarak haftada bir ya da düzensiz aralıklarla da bir araya geliyor. Arkadaşlarımızla aramızdaki ilişkiler öğrenci iken nasıldıysa bugün de aynı. Çünkü geçen yıllar kimseyi değiştirmemiş. O gün coşkulu olan bugün de coşkulu, o gün sakin olan bugün de sükunetini koruyor, o gün filozof olan bugün de filozof, o gün neşeli ve rahat olan bugün de aynı, o gün patavatsız olan bugün de patavatsız, vb…Bir aradayken bazen zaman kavramını kaybediyoruz, kendimizi hala Toplulukta ve öğrenci zannediyoruz. Gün geçtikce de birbirimize bağlılığımız artıyor. Tam Cevdet Çağla'nın Kürdilihicazkar şarkısındaki "Yüreğim Her Seferinden daha Sevdalı Bu Yaz / Ne çıkar saçlarımın kırları artmışsa biraz…" durumu var.

Topluluğumuzdan yetişen arkadaşların çoğu, Türk Müziği ile ilişkisini bizler gibi amatörce ve sıkı sıkıya sürdürüyor. Bazıları müziği meslek olarak seçti, hayatını buradan kazanıyor. Özgen Gürbüz, Tahir Aydoğdu ve Coşkun Açıkgöz beste, saz ve sesleriyle Türkiye çapında ün kazandı. Erol Memioğlu üst düzey yönetici olduğu Koç Holding bünyesindeki kendisine bağlı kuruluşlardan Aygaz ve Tüpraş'ta korolar kurdu, bunları maddi ve manevi olarak destekliyor ve bir sürü yetenekli, genç insanın Klasik Türk Müziğiyle ilgilenmesine olanak sağlıyor. O.D.T.Ü. Türk Müziği Topluluğu'nun kendisi sınırlarını aştı, öğrenci ve mezunlarıyla kocaman bir yapı oldu ve büyük organizasyonları gerçekleştirebilecek güce ulaştı… Başka hangi üniversite ya da kurumda vardır en alttan başlayıp ta böylesine gelişme gösteren ve üretken olan bir topluluk? Gurur duymamak mümkün değil.

1982 Yılında arkadaşımız Haluk Naci Sürel (Gaffar) ölmüştü. 2007 Yılının Kasım Ayında da Ercan Ağaçcıoğlu'nu kaybettik. Sağlığına bile bile dikkat etmediği için öldü. Ercan'ın cenazesine gittim, tabutuna karşı ağzıma geleni söyledim. Lütfen herkes kendine dikkat etsin, kimse böyle zamansız şekilde gereksiz yerlere gitmesin. Daha yapacak çok şeyimiz var O.D.T.Ü. Türk Müziği Topluluğu'nda.


Son sözler; 1972 Yılında Gönül beni varlığından bile haberdar olmadığım O.D.T.Ü. Türk Müziği Topluluğu'nun o "Bir Oda Bir Salon Baraka"sına götürdü ve ben bir daha o Barakadan çıkamadım. Çıkanı da görmedim. Müziği, hayatı ve arkadaşlığı orada öğrendim. Bu güne kadar ne zaman canım sıkılsa, moralim bozulsa; çalmak, söylemek, Topluluk üyesi arkadaşlarımla bir araya gelmek, vb.. suretiyle çözümü bir şekilde Baraka'da aradım. Hayatımın bundan sonraki bölümü de böyle geçecek. Hiç kimse benden farklı değil. Baksanıza, öğrenciler ve mezunlar olarak ne kadar kalabalığız. "Bir Oda Bir Salon Baraka" o zamanlar küçük gibi görünüyordu. Meğer ne kadar büyükmüş, hepimizi alıyor. Daha bir sürü de yer var yeniler için.

Sevgilerimle,


Erol Gürel
Man'79



 
Diğer Yazılar :
 
Mayıs 2010 Mustafa TUYGUN, EE89 Seyyahname: 'Bir gece yolculuğu...'
     
Mart 2010 Savaş Zafer Şahin Nevniyaz: Bir Doğum Öyküsü
     
Ocak 2010 Reşat Önal Gaziantep Buluşması
     
Nisan 2009 İlker günçer , E.E 1969 DAHA İLERİYE
     
Mart 2009 Canan Toker ESKİ GÜNLER
     
Ocak 2009 Rıdvan Uğurlu, EE/79 Topluluğumuz ve İnternet Sitemiz
     
Ekim 2008 Fatin YÜCEL, EE-73 Bergama Keyfi...
     
Ağustos 2008 İsmail TANIL "TRT - AKŞAM SEFASI"
     
Temmuz 2008 Yusuf Ata ARIAK - Saner ESMER Yıkmasına yıkılamaz, hiç olmazsa değeri öğrenilsin
     
Haziran 2008 Yusuf Ata ARIAK Avni Anıl hocamızın vefatı
     
Nisan 2008 Mustafa TUYGUN, EE89 NEYDİ O AKŞAM ....
     
Mart 2008 Erol Gürel , Man'79 BİR ODA BİR SALON BARAKA
     
Şubat 2008 Çetin Atatunç Altmışlı yıllarda topluluk " Sol-Fa-Sol"
     
Ocak 2008 Ç.Hakan Kural, EE'90 BİRİNCİ 40 YIL…
     
Kasım 2007 Saner Esmer ODTU KTMT'nin Bugünü
     
Ekim 2007 Nuhkan Berberoğlu Kuruluş Öyküsü