1603820280299.jfif

SAVAŞ ZAFER ŞAHİN

PRATİK BİLGELİĞİ ÖĞRENDİĞİM ADAM

Yusuf Ata Arıak ismi; müzik, dostluk ve daha pek çok şeyin yanı sıra, bir akademisyen olarak meslek yaşamımın en önemli dersini aldığım, bu dersi aldığımı da kendisine söyleyemeden kaybettiğim bir kişiyi ifade ediyor benim için. Bugün aramızda olsaydı, yıllarca aradığım bir teoriyi, onun yıllar önce bana göstermiş olduğunu kendisine söylemeyi gerçekten isterdim…
Meslek yaşamının başlarında, Mülkiye’de girdiği bir sınav ile ilgili olarak dost sohbetinde bizlere anlattığı hayal meyal bir hatıradaki ayrıntılardan, akademiye girmeye ramak kalmışken başka bir yola saptığını biliyordum. Akademisyen değildi belki ama her konuşmasında fikirden eyleme, örgütlenmeden ideale nasıl sıçrayıp durduğunu hayretle izlerdim. Belki akademiye girseydi de Türkiye’nin üniversitelerini düşündüğümde çok uzun kalamayacağını düşünürdüm.
2000’li yılların başlarında, Topluluğumuza kendisinin insan üstü gayreti ve liderliği ile yaptırılan binanın bize genişlettiği ufkun ötesine bakmaya çalışırken bir gün heyecanla neredeyse yirmi yıllık, hedefi ODTÜ’de bir Klasik Türk Müziği Konservatuvarına erişmek olan bir stratejik plan taslağı hazırladığımı ve kendisiyle birlikte topluluktan bir grup büyüğümüze sunduğumu hatırlıyorum. Topluluk dışında da bu tür planlara olan inancımın doruk noktasında yaptığım bu çalışmanın beklediğim karşılığı bulmaması da bende belli ölçüde bir hayal kırıklığı yaratmıştı doğrusu. Sonrasında kendisinin yorumlarını sorduğumda, “teori ile gerçek arasında anlamlı bir denge noktasına ihtiyacımız olduğunu” söylemişti. O yıllarda ne demek istediğini tam anlayabildiğimi söyleyemem.
Aradan yıllar geçti. Ben akademinin son durağına vardım. Bir gün büyük şehirlerin yönetimi ve planlanması ile ilgili bir teorik çerçeve hazırlamaya çalışırken Yunancası “Phronesis” olan, Türkçe’ye “pratik bilgelik” olarak çevirebileceğimiz bir kavramla karşılaştım. Bilgelik diyebileceğimiz vasfın, gerçekte gördüğümüz ve gözlemlediğimiz bilgilerden yola çıkması, eylemle bütünleşmesi ve hatta insan etkileşimiyle birlikte insanlarla birlikte inşa edilmesi ile elde edilebileceğini, basit bir kurumdan bir kente kadar her şeyi planlarken bu tür bir yaklaşıma ihtiyaç olduğunu ifade ediyordu bu kavram. Okudukça, araştırdıkça aradığımın bu olduğunu, bu ifadenin aradığım meselelere çok uygun düştüğünü anladım ve çalışmalarımda kullanmaya başladım.
Ancak, içimde garip bir duygu vardı. Sanki, bu kavramla değil belki ama anlamıyla tanışmıştım daha önce. Kavramam biraz vakit aldı ama sonunda buldum. Bir gün topluluğun yaptığı bir etkinlik öncesinde Yusuf Abi’nin şirketinin toplantı salonunda yaptığımız bir toplantı öncesinde çektirdiğimiz bir fotoğrafa bakarken hem de. Erol Sayan, Alaattin Yavaşça ve Avni Anıl’la birlikte olduğumuz bu unutulmaz kareye bakarken hatırladım. Yusuf Ata Arıak, yaşamımdaki gerçek “pratik bilge” idi. O’nun için eylem, harekete geçmek ve düşünce bir bütündü. Nefes aldıkça, yaşam sürdükçe çözülemeyecek sorun, başa çıkılamayacak mesele yoktu. Yeter ki pratik bilgilerimizle bilge yanımızı bir araya getirelim ve hep birlikte ilerleyelim.
Ömrümün bundan sonraki kısmında, yeri geldikçe Yusuf Ata Arıak’la geçirdiğimiz günleri ve anları, O’nun pratik bilgeliğine eşlik ettiğimiz O’ndan öğrenme fırsatlarını hep hatırlayacağımız bir zaman dilimi olarak değerlendirmek belki de O’nun hatırasına gösterebileceğimiz saygının en güzel göstergesi olacak.
Güle güle Yusuf Abi, Güle güle pratik bilge…